Bu ara yaklaşan şu kadarcık tatilin kocaman heyecanı var üzerimde;) Şu kadarcık zamanı sığdıramıyorum bi yere!! Öyle değerli ki "değerlii, değerlii, değerlii..." diye diye 19 Mayıs bir kez daha tarih yazdı bende. Sırf içimi garantiye alma niyetli kararımı kendime sakladım ama en iyisinin İstanbul ya da Bodrum yerine, senelerdir "bu tatil geleceğim!!" sözünü yerine getirmek amaçlı minik Melis'le hasret gidermeli bir 3 günün beni tam bir huzura erdireceği kanaatine vardım. Ayşe Melis benim yirmi yıllık can ciğer arkadaşım Özlem'in miniği, miniğimiz.
Kucağıma aldığımda, beni ağlatacak kadar memnun eden tek melekti o. Öyle acayip bir duyguydu ki!!
Uzakta olduğumuz için onu ilk gördüğümde bir aylık falandı ve benim onu görmem tam bir seramoniydi. İlk hastaneden doğum haberini aldığımda da tek öğrenmek istediğim arkadaşımdı ve bebekle ilgili söylenen şeyleri kulağım duymadığından kapattıktan sonra da soranlara bir yanıt verememiştim, çok komikti((: Ama Ayşe Melis'le tanışmak için kapıyı çaldığımda kalbim yerinden ciddi anlamda oynamıştı. Oturamadım "ee nerde" derken görmektende korkuyordum sanki, sanki arkadaşımla arama giren "o"nu kıskanıyor ve görüp kaçmak ister taş kalpli heykel gibi dikiliyordum. Özlemciğimin babası Derman babam kavga ediyordu diğer ev ahalisiyle "bırakın ben göstericeğim" diye. Devv Derman baba geri geri bana getirirken bebeği görmiyim diye, bi sağ yaptım istem dışı bi sol. Kocamandı elleri dev adamın ya da o çok minikti!! Hayatımda ilk defa titrediğim için dokunmaktan korktum ki en sevdiğimdir yeni doğan bebekleri çığlıklar arasında kollarıma alıp kaçırmak.
Yapamadım:( Yok dedim vermeyin, o artık Özlem'in. Biraz "benim değil" vardı içimde, biraz da onun artık benden çok daha özel olması:(
Korkma kızım hadii, hadi Sibeel diyen Özlem'in sesinde ki dürtüyle açtım ona kollarımı. Çok ağladım, birden. Çok ağladım böyle bir duygu değildi benim beklediğim. Beni bekleyenin Özlem olduğunu nerden bilirdim. O küçülmüş küçülmüş sanki bize çocukluğumuzu getirmişti minik kasabamızdaki. Ellerinde sımsıkı tutuyordu öğlen arasında yakaladığımız uç uç böceklerini, dizlerini kırmış oturuyordu bizimle taş merdivenlerde, kulak kabartmıştı tüm dertleştiğimiz gecelerde bize, bizimle oturmuş aynı şarkıyı söylüyordu Ayşe, aklına bu iki dost düşünce.

Sevmek eskidenmiş güzelim,
.
.
.
